Türkisch

İlerlemiş Kanserin Biyoterapisinde Ateş,
Virüsler ve Otolog Bağışıklık Hücreleri

Ateş, virüsler ve otolog (yani, hastanın kendisinin) bağışıklık hücreleri hergün defalarca harekete geçirilen doğal iyileşme ajanlarıdır.  Kanser insidansı ile ateş[1]ve viral enfeksiyon[2] arasında saptanan ters ilişki ateş ve virüslerin kansere karşı koruma sağlamak amacıyla evrilmiş stratejiler olduğunu düşündürmektedir.  Bağışıklık sisteminin oynayacak önemli bir rolü olduğu aşikar olduğu halde tümörün büyümesinin önüne geçilemeyen hızı nedeniyle ilerlemiş kanserde immünoterapilerin çoğunun etkisiz kaldığı gerçeği de ortada durmaktadır.Yalnızca kanser hücreleri kendi büyümelerini uyaran faktörler oluşturmakla kalmazlar, aynı zamanda saldırganlarına kendi silahlarını geri çevirebilme yeteneğine sahiptirler.  Kanser hücresi kısmen zedelenmeye muaf (FAS reseptörü CD95’in yetersiz oluşumu) ve sıklıkla da ölümsüzken (hatalı p53 regülatör geni), ölüm sinyalini (FAS ligandı, CD95L) iletmeye ve kendisini kovalayanları öldürmeye tam anlamıyla muktedirdir.

İlerlemiş kanserde bağışıklık hücreleri artık tümörün büyümesinin hızına yetişemez olurlar.  Bu çok zor durumda  kemoterapinin neden olduğu Hiroşima benzeri yıkım makul bir bilmden çok ümitsizliğe dayanır. Ender görülen testis tümörleri ve  bazı lösemiler haricinde kemoterapinin şifa sağlayıcı olduğu iddia edilemez. Hastanın yaşamının her hangi bir biçimde uzatılması hem çekilen sıkıntı açısından hem de ekonomik açıdan korkulu maliyetler pahasına sağlanabilir.  Tümör büyümesinin önüne geçlemez hızını kontrol etmek üzere kan damarı oluşumu inhibisyonunun yararı üzerindeki görüşler de ikiye ayrılmıştır.[3]   

Bu zemin üzerinde, immünoterapilerin çoğu sadece asgari tümör yükü evresinde faydalıdırlar: görüntüleme teknikleriyle görülemeyen, hatta geleneksel belirteçler ve  tümör işaretleyicileri tehlikenin varlığını göstermeden önce kanser hücresi kalıntılarını yoketmek üzere.[4]

Hipertermi, virüsler ve otolog bağışıklık hücreleri immünoterapinin sadece asgari tümör yükü evresinde başarılı olabileceği kuralına bilimsel olarak dokümante edilmiş istisnalardır.

1. Hipertermi tedavisi beden ısısının yükseltilmesi ile ilintili bütün tedavileri kapsar.  Aktif hipertermi (gerçek ateş tedavisi) ve kızılötesi radyasyon (yüzeysel hipertermi) veya alternan elektrik alanlar (derin hipertermi) aracılığıyla tüm bedenin (tüm beden hipertermisi) veya tek tek beden parçalarının (bölgesel hipertermi) pasif hipertermisini içerir.   

1.1. Ateş tedavisi:Ateş öldürülmüş bakterilerin kullanılmasıyla üretilir. Tartışmasız standart, yüzyılı aşkın bir zamandır kullanılmakta olan, gram pozitif ve gram negatif bakterilerin bir karması olan Coley toksinidir.[5]Diğer karışımlar veyaα-interferon gibi seçeneklerin daha az etkin oldukları görülmüştür.  Karşılaştırmalı çalışmalar[6]ve bir Alman üniversitesinin pilot çalışması[7]tartışmasız bir başarıyı işaretlemiştir ve ilerlemiş kanserde ateş tedavisinin temel etkinliği kuşkuya yer bırakmayacak durumdadır.[8]

1.2. Bölgesel derin termoterapi:  Ateşin kayda değer bir immünostimülan etkisi olsa da elde edilen ısı dereceleri onkoliz için yeterli değildir.  420C ila 42.50C’ye ulaşan pasif tüm beden hipertermi prosedürleri, onu en azından kemoterapi kadar seçimsiz kılacak şekilde yalnızca kanser hücrelerini değil bağışıklık sistemi hücrelerini de öldürür. Ateş tedavisini bölgesel derin termoterapi ile birleştirme stratejisi[9]ateş zirveye ulaştığında iki kesin avantaj sunar:  

1.2.1. Isılar birbirine eklenir.  Günümüzdeki hipertermi araçları tümör ısısını çevresel ısının 40 ila 80 üzerine çıkarabilir.  Dolayısıyla, 390 ila 400’lık bir ateş ile 430 ila 480’lik tümör ısıları elde edilebilir.  Bu düzeylerin onkoliz için yeterli olduğu düşünülmektedir.  Tersine, ısı dengesiz dağıldığı için bölgesel derin termoterapi tek başına tutarlı olarak onkolitik ısılara ulaşamaz ve kemoterapi eşliği gerekebilir.

1.2.2.  Ateş tedavisi optimal bir immünostimülasyon sağlar ve bölgesel derin termoterapi, ateş zirveye ulaştığında tümör yıkımını sağlayabilir.

Optimal immün stimülasyon ile etkin tümör yıkımının birbiriyle çelişen hedefleri sadece ateş tedavisini bölgesel derin termoterapi ile birleştirerek sağlanabilir.

2. Onkolitik virüsler: İlerlemiş kanserlerde çok merkezli, plasebo kontrollü bir çalışma zayıflatılmış Newcastle hastalığı virüs aşısı ile tedavi lehine çok çarpıcı bir sonlanım ortaya koydu.[10]

Sürmekte olan gözlemsel bir çalışmada glioblastoma multiformeli 14 hasta halen canlı bir zayıflatılmış Newcastle hastalığı virüsü suşu ile tedavi edilmektedirler.[11]Bu çalışmaya katılan bütün hastaların tanıları histolojik olarak doğrulanmıştır. Yedi hasta halen handikapsız sağ durumdadır ve bunların dördünde tanı 5 ila 9 yıl önce konulmuştur.  Diğer tedavi biçimlerinin hiç biri bu tür bir başarıya yaklaşamaz bile.

Atipik tavuk vebasının nedeni ajan olan Newcastle hastalığı virüsü insan tıbbında bilinmemektedir.  Bu nedenle ideal bir sitostatik olabileceği düşünülmektedir.  İnsan hücrelerini salim bırakırken bütün kanser hücrelerini etkilemektedir.[12] Kanser hücreleri yokolur veya virüs tarafından “işaretlenir” ve böylelikle de bağışıklık sistemi tarafından tanınması ve saldırılabilmesi sağlanmış olur. Tümörün immünojenisitesinin bu şekilde artışı immünoterapiye minimum cevabı olan veya hiç olmayan kanserlerde dahi başarı şansını arttırır.

Virüsler tüm bağışıklık sistemini aktive eden mesajcı maddeler salgılamak üzere bağışıklık hücrelerini doğrudan uyarırlar.  Doğru dozda, beden ısısı sadece birkaç saat içinde, tümör hücreleri parçalanmadan çok önce artar.  Böylelikle, virüsler spesifik ve non-spesifik immüniteyi uyararak tümör yükünü azaltır ve bağışıklık savunmaları üzerindeki yükü hafifletirler.

Virüslerin benzersiz imünostimülan özellikleri gelecekte hiçbir kanser tedavisinin onlarsız başarılı olamayacağını düşündürmektedir. 

Teori bu olsa da uygulamadaki sonuçlar çok daha sınırlıdır. Glioblastoma çalışmasının göz önündeki sonuçları ölme ihtimalinin düzelmeden hala daha fazla olduğunu göstermektedir.  Onkolitik virüs tedavisiyle sağlanacak olan temel ilerleme iki küçük detaya dayanmaktadır:

2.1. Virus etkinliği geliştirilmelidir.

2.1.1. Bir tümör hücresini enfekte etme yeteneğine sahip ganiş bir virüsler dizisinden en etkin kanser öldürücü virüsü ayırt etmek üzere bir test yöntemi (bir virogram) geliştirilmiştir. Anahtar nitelikteki iki kriterden biri hücre kültürünün yok edilmesine kadar geçen süre(lizis süresi), diğeri ise virüsün tümör hücrelerinin yok olmasından önce ve bağışıklık sisteminin ve tümörün interferon ve antikorlar üreterek kendilerini savunabilmelerinden önce komşu dokulara yayılma kapasitesi(sinsisya formasyonu kapasitesi) olmuştur.

2.1.2. Kullanımdan önce en iyi doğal virüs tümöre adapte edilmiştir. Lizis süresi, otolog veya homolog kültürlerde tümöreadapte bir onkolitik virüs suşu (TAO) yaratacak şekilde sürekli pasaj ile kayda değer düzeyde azaltılabilir.

2.2. Virüsler bölgesel olarak uygulanmalıdır. Onkolojik virologlar virüslerin en iyi tümöre yakın bir şekilde uygulanırlarsa iş gördükleri konusunda uzlaşmaktadırlar.[13]Deneyim, intratümöral enjeksiyonun daima tümör boyutlarının azalmasıyla veya eşlik eden bağışıklık cevabı dolayısıyla tümörün kayda değer düzeyde yumuşamasıyla sonuçlandığını göstermektedir. Ancak bunun komşu odaklar üzerine görülür bir etkisi yoktur.  Gerçek ilerleme ancakTAO virüslerinin tümörü besleyen damarlar içine bölgesel uygulanımı ile ortaya çıkmıştır.  Akciğer tümörleri için sağ atriuma geleneksel bir Port-a-Cath uygulaması yeterlidir.

Yetenekli girişimsel radyologlar benzer port sistemlerini uzunca bir süredir bölgesel kemoterapi amaçlı olarak yerleştirmektedirler.  Benim mütevazi fakat kuşkuya yer bırakmayan katkım virüsleri bölgesel olarak uygulamak olmuştur.  Bölgesel onkolitik virüs tedavisinin sistemik ve lokal uygulamaya üstünlüğü o kadar açıktır ki karşılaştırmalı bir çalışma tasarlamak etik nedenlerle haklı gösterilemez. 

Daha öncenin alışıldık uygulaması olan bir periferik ven içine enjeksiyonla, uzun akım yolu ve akciğerin kapiller ağı nedeniyle sonunda tümöre ulaşabilen virüslerin oranı 1000’de 1’den azdı. Muköz membranların kritik engeli oluşturduğu inhalasyon yolunun kullanımı da benzer sonuçlar vermiştir.  Newcastle hastalığı virüsü her hangi bir sağlıklı hücreyi enfekte etmediği halde bütün hücreler tarafından bağlanır ve dolaşımdan çekilip alınır.  Bu minimum tümör hedeflenmesine karşı virüsü doğrudan tümörün içine yönlendirmek çok önemlidir. 

Bölgesel virüs uygulaması ile durum dramatik olarak değişmiştir: daha incelikli apoptozis yolu genellikle kusurlu olduğu için tümör hücreleri, tümörün öncelikle yumuşaması ve şişmesi, sonra da boyutlarının azalmasına yol açan iltihap aracılığıyla bertaraf edilir. Tümör işaretleyicileri başlangıçta hızlı bir artış gösterirler, sonrasında ise haftalar ve aylar içinde giderek azalırlar.  Benzer bir tablo iyilik hissi üzerinde de izlenir: parçalanmakta olan tümör kitleleri canlılık üzerinde temel bir tüketici etki gösterirler ve hastalar yorgun ve bitkin olurlar.  Oysa ki, bu rahatsızlığın ardındaki amacı sadece bilmek bile onu tolere edilebilir bir düzeye hafifletir.

Hastalar bölgesel virüs uygulamasına cevapsızlarsa port sistemindeki bir işlev bozukluğu muhtemel nedendir.  Bu durumda virüslerin hedeflerine ulaştığını kanıtlayan daha ileri vasküler görüntüleme endikedir.

3. Otolog immün hücre tedavisi:

Spesifik (edinsel) ve non-spesifik (doğuştan varolan) bağışıklık sistemleri farklı görevler yaparlar ve eşit derecede önemlidirler.[14] Spesifik bağışıklık sisteminde her hücrenin tek, üst düzeyde özelleşmiş bir amacı vardır.  B lemfositleri plazma hücrelerine dönüşür ve kompleman sistemi ile sitotoksik T lemfositleri için kanser hücrelerini tanıyan antikorlar üretirler.  T lemfositleri, ya programlanmış hücre ölümünü (apoptozis ) tetikleyerek veya  kendisini hedef hücrenin membranına sokan bir silindirik protein (perforin) salgılayarak kanser hücrelerini öldürür.  Antikor aracılıklı ve hücre aracılıklı bağışıklık, bağışıklık sisteminin saldırganlığında artışın tümör toleransındaki artışla bir arada olduğu paradoksik bir karşıtlık sergiler. Uygun ilaçlarla, örneğin COX-2 inhibitörleriyle bu durumun üstesinden gelinebilir.

İmmünolojik işin çoğunluğu, granülositler, makrofajlar ve NK hücrelerini içeren non-spesifik bağışıklık sistemi tarafından görülür.  NK hücreleri temel olarak kanser hücrelerini ve virüsle enfekte hücreleri bertaraf etmek için bulunmaktadırlar. 

Fitoterapi, organ tedavisi ve ortomoleküler tedavi gibi immünoterapilerin çoğu özellikle non-spesifik bağışıklık sistemini uyarmaktadır.  Ateş ve NK hücreleri de non-spesifik immünostimülanlardır. Virüsler her iki sistem üzerine de etki ederler: önce non-spesifik bağışıklık sistemini uyarırlar, sonrasında ise virüslerin varlığıyla uyarılan spesifik bir bağışıklık cevabı oluşur.

3.1. Spesifik bağışıklık en güçlü olarak dendritik hücreler tarafından uyarılır: bu hücreler doğuştan gelen ve edinsel bağışıklık sistemleri arasında bir köprü oluştururlar. Kanser hücrelerini tanır, yutar ve parçalarlar, lemf düğümlerine (veya kemik iliğine) göçer ve lemfositlere fragmanları “sunarlar”.  Bu hücreler kendilerini kanser hücrelerini öldürecek aktive sitotoksik T-lemfositlerine dönüştürmek üzere sinyal beklemektedirler. 

3.2. Sadece dendritik hücrelerle tedavi hastaların en fazla %30 ila 50’sinde kesin bir klinik yarar sağlar.  Dolayısıyla, sadece dendritik hücrelerle başarısızlığa halen başarıdan daha fazla rastlanılmaktadır.  Bu durum, kansere sadece birbirine eklenen etkisi olmayan fakat birbirinin gücünü arttıran çoğul stratejilerle saldırmamızın da nedenidir. 

Tümüyle yenilikçi bir yaklaşım dendritik hücreleri NK hücreleriyle birleştirmektir.  Dendritik hücrelerin ve onların efektör hücrelerinin (lemfositler) bir sakıncası sadece kanser hücreleri yüzeylerinde transplantasyon antijenleri (MHC epitopları) oluşturdukları takdirde saldırıya geçmeleridir. Bu durum tümör savunmasındaki faydalarını sınırlar, çünkü kanser hücreleri sıklıkla, onları spesifik bağışıklık sistemi için görünmez kılan bir şekilde tam bir kimlik kaybıyla karakterizedirler.  Oysa ki, NK hücrelerini de içeren doğuştan varolan bağışıklık sistemi için halen tanınabilir durumdadırlar.  Rosenberg bunları kullanarak bazı kanserlerde remisyon sağlamıştır.[16]Dendritik hücrelerle kombine bir şekilde kullanılacak NK hücrelerinin bir rönesans yaşayacakları tahmin edilebilir.

Kendi uygulamamızda immünoterapi 3 haftalık aralarla birbirinden ayrılan ve sadece virüslerin uygulandığı devreler şeklinde yapılmaktadır.  İlk devre 3 hafta sürerken izleyen devrelerin her biri 2 hafta sürmektedir.  Temel bir immünizasyon süresi 4 devreden oluşmakta ve yaklaşık 6 ay almaktadır.

İlerlemiş kanserdeki tedavi stratejimiz aşağıdaki gibidir:

1. Toplumsal bağlam ve hastanın hastalığa karşı olan tutumunu da içeren bir biyografik öykü.

2. Aşağıdakileri değerlendirmek üzere bir genel muayene:

2.1. Hastanın ateşe uyum gösterme yeteneği (efor EKG’si ve spirogram).

2.2. Mevcut tümör yükü (laboratuar incelemeleri ve görüntüleme teknikleri)

2.3. Kronik iltihap odaklarını (tonsiller, paranasal sinüsler, dişler, batın boşluğu) açığa çıkarmak üzere fokal tanı (Nogier’nin kulak akupunktürü).

2.4. Detoksifikasyon amaçlı homeopatik reçete:

2.4.1. Non-spesifik detoksifikasyon metabolizmayı güçlendirir ve ekskresyon organlarının farmakolojik ve fiziksel stimülasyonunu sağlar.

2.4.2. Homeopatik reçetelere dayanan spesifik detoksifikasyon organ fonksiyonlarını güçlendirir ve karsinojenler tarafından yapılan patolojik sinyal iletimini durdurur.  Post-kemoterapi durumlarında homeopatize kemoterapötik ajanlar immünokompetansı yeniden sağlamak için vazgeçilmezdir.

3. Ayrıntılı bir tedavi planı.

4. Ateşle ilinitili soğuk algınlığı semptomlarını önlemek ve hastanın hastalığa karşı içsel tutumunu düzeltmek üzere (psiko-onkoloji) basit kigong egzersizleri eğitimi.

5. Onkolitik virüslerin tümörün yakın çevresine her gün veya günaşırı enjekte edilebilmesi için port sistemleri yerleştirilir.

6. Dendritik hücreler ve NK hücreleri elde etmek üzere kan alınır. Kan alımından hemen önce yapılan UVB veya ozon tedavisi NK hücre proliferasyonunu güçlü bir şekilde uyarır.

7. Pazartesiden Cumaya kadar 2 haftalık devreler halinde kombine ateş tedavisi + bölgesel derin termoterapi uygulanır.

8. Kan alımından 1 hafta sonra olgun dendritik hücreler tümöre veya (otolog veya yabancı tümör materyeliyle yüklenmiş biçimde) deriye veya bir lemf düğümüne enjekte edilir (boşaltılır).

9. Kan alımından 2 hafta sonra NK hücreleri tümöre veya artere enjekte edilir.

10. İki ila 3 haftalık bir aralıktan sonra (sadece virüslerin uygulandığı süre) bu iki haftalık tedavi devreleri başlangıçta 4 kez tekrarlanır. Başarı aylık olarak gözlenir ve tümör gerilemeye başladığında tedavi aralıkları uzatılabilir.

Tümör yükü az olduğunda, rekürrans ve metastazları engellemek için dendritik hücreler ve NK hücreleri göz ardı edilebilir.  Ancak, tümör materyeli uygun biçimde depolandığı takdirde dendritik hücrelerle tedavi rekürrans riskini kayda değer düzeyde azaltır. Tümörün saldırganlığına bağlı olarak her biri 6 ateş tedavisi içeren yıllık olarak 1-2 seri önermekteyiz.

Saldırganlık tümör yükü ve histolojik bulgularla belirlenir.  Prognoz kötü olduğunda ilerlemiş kanser için olan tedavi stratejisinin bir kısmını, özellikle de dendritik hücreler ve lemfokin aktive öldürücü (LAK) hücrelerle tedaviyi eklemek önerilebilir.  Otolog tümör materyeli yoksa, kanser spesifik yüzey antijenlerinin çoğunu taşıdığı bilinen yabancı kanser hücreleri kullanılarak dendritik hücreler hazırlanılır.

Klinik olarak tümörün bulunmadığı bu uygun evrede bütün süpüratif odaklar temizlenmelidir.

“Neden hasta oldum?”  sorusu ne zorlanmalı ne de unutulmalıdır.  Hastalık hastanın radikal yaşam tarzı değişiklikleri yapması için iyi bir neden olabilir.[17

August 2004

[1] Hager, E.D., Abel, U.: Biomodulation und Biotherapie des Krebses [Biomodulation and biotherapy of cancer], Heidelberg 1987, p. 26.

[2] Kölmel, K.F.: Infections and melanoma risk: results of a multicentre EORTC case-control study. Melanoma Research 1999; 9: 11-519.

[3] Brewer, G., Dick, R., Grover, D., LeClaire, V., Tseng, M., Wicha, M., Pienta, K., Redman, B., Jahan, T., Sondak, V., Strawderman, M., LeCarpentier, G., Merajver, S.: Treatment of metastatic cancer with tetrathiomolybdate, an anticopper, antiangiogenic agent: Phase I study. Clinical Cancer Research 2000; 6: 1-10.

[4]Nous avons fondé une société pour le diagnostic précoce et le traitement du cancer.

“Gesellschaft für Krebs-Frühdiagnostik und -Therapie e.V.”, Arno Thaller, President, Benzing 6, 91801 Markt Berolzheim, tel.: 09146-9429714, fax: 09146-224, e-mail:  Krebsfruehdiagnostik@no_Spam.t-online.de

[5] Helen Coley Nauts, in: Bibliographie von Berichten zur klinischen oder experimentellen Anwendung von Coley-Toxinen.(Streptococcus pyogenes und Serratia marcescens) 1893 – 1986 [Bibliography of reports on the clinical or experimental administration of Coley’s toxins; (Streptococcus pyogenes and Serratia marcescens) 1893 – 1986] in: Hager, E.D., Abel, U.: Biomodulation und Biotherapie des Krebses. Endogene Fiebertherapie und exogene Hyperthermie in der Onkologie [Biomodulation and biotherapy of cancer.  Endogenous fever therapy and exogenous hyperthermia in oncology], Heidelberg 1987, pp. 168 - 188.     

[6] Kempin, S., Cirrincone, C., Myers, J., Lee III, B., Straus, D., Koziner, B., Arlin, Z., Gee, T., Mertelsmann, R., Pinsky, C., Comacho, E., Nisce, L., Old, L.,  Clarkson, B., Oettgen, H.: Combined modality therapy of advanced nodular lymphomas (NL): the role of non-specific immunotherapy (MBV) as an important determinant of response and survival. Memorial Sloan-Kettering Cancer Center, New York, N. Y. 10021, in: Proceedings of ASCO (American Society of Clinical Oncology) 2=19, 56 (1983), C218.

Oettgen, H.F., Old, L.J., Hoffmann, M.K. and Moore, M.A.S.: Antitumor effects of endotoxin: possible mechanism of action, in: Homma, Y., Kanegasaki, S., Lüderitz, O., Shiba, T., Westphal, O., Bacterial Endotoxin, Weinheim, 1984, pp. 205 -21.

Zhao You Tang, Hai Yan Zhou, Gang Zhao, Li Mian Chai, Ming Zhou, Ji Zhen Lu, Kang Da Liu, H. Francis Havas, Helen Coley Nauts: Preliminary result of mixed bacterial vaccine as adjuvant treatment of hepatocellular carcinoma. Med. Oncol & Tumor Pharmacother. 1990; 8 (1): 23-28.

Johnston, B.J.: Clinical effect of Coley’s toxin - I.: a controlled study, in: Cancer Chemother. Rep. no. 21, 19-41 (1962).

Johnston, B.J., and Novales, E.T.: Clinical effect of Coley’s toxin - II.: a seven-year study, in: Cancer Chemother. Rep. no. 21, 43-68 (1962).

[7] Kölmel, K.F., Abel, U., Kuhn, B., Vehmeyer, K., Wieding, J. U.: Behandlung des metastasierenden malignen Melanoms mit einem Endotoxin enthaltenden Bakterienlysat. Ergebnisse einer Pilotstudie [Treatment of metastasising malignant melanoma with a bacterial lysate containing endotoxin.  Results from a pilot study], in: Waclawizel, H. W., Gebhart, W., Manfreda, D., Schlag, P. (eds.): Das maligne Melanom [Malignant melanoma], Berlin, Heidelberg, New York 1991, pp. 238 – 241.

[8]Abel, U.: Die Wirksamkeit der aktiven Fiebertherapie des Krebses mit Bakterientoxinen [The efficacy of active fever therapy of cancer with bacterial toxins]. Zeitschrift für Onkologie 1999; 31 (2): 47-55.

Hager, E.D., Abel, U.: Biomodulation und Biotherapie des Krebses. Endogene Fiebertherapieund exogene Hyperthermie in der Onkologie [Biomodulation and biotherapy of cancer.  Endogenous fever therapy and exogenous hyperthermia in oncology], Heidelberg 1987, 168 - 188.

Hager, E.D.: Mikrobielle Immunmodulatoren: Aktive Fiebertherapie mit Bakterientoxinen [Microbial immunomodulators: active fever therapy with bacterial toxins], in: Naturheilverfahren und unkonventionelle medizinische Richtungen.Grundlagen, Methoden, Nachweissituationen [Natural healing and unconventional medical trends, principles, methods, detection situations], eds. M. Bühring and F.H. Kemper. Berlin, Heidelberg, New York, 1992ff: Chapter 10.05, pp. 1-39.

[9] Øvergaard, J., The Design of Clinical Trials in Hyperthermic Oncology, Danish Cancer Society, Department of Experimental Clinical Oncology, Radiumstationen, D-8000 Aarhus C, Denmark, in: Physics and Technology of Hyperthermia, ed. by Fields, S.B. and Franconi C., 1987.

Sugahara, T., Yamamoto, I.: Clinical response of hyperthermia. Biomedical Engineering Application Basis Communication 1994; 6: 340-362.

van der Zee, J. et al.: Comparison of radiotherapy alone with radiotherapy plus hyperthermia in locally advanced pelvic tumors: a prospective, randomised, multicentre trial. Dutch Deep Hyperthermia Group,Lancet 2000; 355(9210): 1119-1125.

Szasz, A., Szasz, O., Szasz, N., Electro-hyperthermia. a new paradigm in cancer therapy, Deutsche Zeitschrift für Onkologie, 2001; 33: 91-99

Hager, E.D, Dziambor, H. et al.: Deep hyperthermia with radiofrequency in patients with liver metastases of colorectal cancer.  Anticancer Research 1999; 19: 3403-8.

Sahinbas, H., Grönemeyer, D.H.W., Böcher, E.R., Lange, S.: Hyperthermia treatment of advanced relapsed gliomas and astrocytomas. University Witten/Herdecke, Bochum, Hyperthermia Symposium, Cologne 26. -27.10.2003.

Hager, E.D.: The treatment of patients with high-grade glioma with deep RF-hyperthermia, ASCO Meeting 2003.

[10] Csatary, L.K., Eckhardt, S., Bukosza, I., Czegledi, F., Fenyvesi, C., Gergely, P., Bodey, B., and  Csatary, C.M.: Attenuated veterinary virus vaccine for the treatment of cancer, in: Cancer Detection and Prevention 1993; 17(6): 619-627.

Driever, P. H., Rabkin, S. D.: Replication-competent viruses for cancer therapy. Basel, 2001, Monographs in Virology Vol. 22, ed. Doerr, H.

[11] Csatary, L.K., Gosztonyi, G., Szeberenyi, J., Fabian, Z., Liszka, V., Bodey, B., Csatary, C.M.: MTH-68/H oncolytic viral treatment in human high-grade gliomas. Journal of Neuro-Oncology 2004; 67: 83-93.

[12] Le professeur Schirrmacher du centre allemand de recherche contre le cancer(DKFZ) à Heidelberg a étudié “des centaines de cultures cellulaires de tumeurs humaines” et n’a pas pu découvrir un seul clone résistant (communication personnelle). Cela représente un avantage majeur de plus par rapport aux cytostatiques.

Comparé aux autres virus, le virus de la maladie de Newcastle se distingue par la stabilité de son code génétique et par le fait qu’il n’est pas incorporé au génome humain. Dans ce contexte, les craintes que ce virus bénéfique puisse un jour changer d’apparence par une mutation et produire ainsi des tumeurs semble totalement irréalisable.

[13] Schirrmacher, V., Griesbach, A. and Ahlert, T.: Antitumor effects of Newcastle Disease Virus in vivo: local versus systemic effects.     International Journal of Oncology 2001; 18: 945-952.

[14] Thaller, A.: Tumortherapie mit Fieber, Viren und Visualisierung, ein Konzept, das alte Erfahrung, moderne Wissenschaft und die Kraft des Glaubens in sich vereint [Tumour therapy with fever, viruses and visualisation: a strategy that combines ancient experience, modern science and the power of faith].In: Leben mit Krebs, Perspektiven in das 21. Jahrhundert [Living with cancer – a look ahead into the 21st century], ed. Heiss, G., Mainz 2001. This article is based on :

Thaller, A.: Tumortherapie mit Fieber und onkotropen Viren unter Leitung der Polymerase-Kettenreaktion zur Erstellung eines “Virogramms” und zur Erfolgskontrolle [Tumour therapy with fever and oncotropic viruses guided by the polymerase chain reaction to prepare a “virogram” and to monitor success]. Congress report: Stacher, A., (ed.) “Ganzheitliche Krebstherapie. 5. Wiener Dialog über Ganzheitsmedizin” [“Holistic cancer therapy. 5th Vienna Dialogue on Holistic Medicine”], 25.-27.3.1999, Vienna 2000, pp. 256-270.

[15] Kugler, A., Stuhler, G. Walden, P., Zöller, G., Zobywalski, A., Brossart, P., Trefzer, U., Ullrich, S., Müller, C., Becker, V., Gross, A., Hemmerlein, B., Kanz, L., Müller, G., Ringert, R.-H.: Regression of human metastatic renal cell carcinoma after vaccination with tumor cell-dendritic cell-hybrids. Nature Medicine 2000; 6 (3): 332-336.

[16] Rosenberg S.A.: Progress in human tumour immunology and immunotherapy. Nature 2004;411: 380-384.

[17] Šebková-Thaller, Z.:

  • I flourish, I relish and I tackle it! Taijiquan & Qigong Journal 3/2000, pp. 14-19.
  • “I tackle it!” - Qigong in therapies, Die Andere Realität 4/2000, p.20.
  • The roots of heaven and earth, Grenzenlos, 3/ 2001 p 6, 7, 16.
  • Qigong in cancer therapy – Mensch & Sein 7/01, p. 59.
  • I flourish, I relish and I tackle it! Qigong in cancer therapy, tiandiren, 2/2001, pp. 4-6.